Archive for the Category »felsefe kulübü «
“Şimdi piyanoya oturur, kelimelerle ifade etmekte güçlük çektiğim bütün duygularımı, acılarımı tuşlara dökerdim. Bazen
Bu sabah rüyamda yine seni gördüm. Yan yana oturuyorduk ve beni ittiriyordun, ama kızarak değil dostça. Çok mutsuzdum. İttirdiğin için değil, kendim yüzünden, sana herhangi bir sessiz kadınmışım gibi davrandığım ve senden gelen, üstelik bana konuşan sesi duymazdan geldiğim için. Ya da belki duymazdan gelmedim de, ona cevap veremedim. İlk rüyadakinden daha da ümitsiz bir halde oradan uzaklaştım.
Bunu anlatırken aklıma, bir keresinde bir yerde okuduğum cümleler geldi: ”Sevgilim, yeryüzünü kaplayan bir ateş sütunu. Şimdi de beni sarıyor. Ama sardıklarını değil, görenleri peşinden sürüklüyor.”
Kovulmuşken hayatın bir yerinden
Yalnızken, umarsızken
Öfkeni dillendirecek bir eylem ararken kendine
Diyelim gecelerin o tekin olmayan serüveninde
Paranoya kıvamında ilişkiler yaşarken
…İmtiyazsız karanlıkların suçlu zevklerine
Yasağın büyüsüne, hayatın ve gündüzün
Öte – yüzüne sığınırken
Ve intihar manifestosu gibiyken bütün duyarlıkların
Ansızın bir dize gelip takılır diline
Bir can simidi gibi en kurtarıcı keyfiyle
Bir zaman seninle kalır, yanıbaşında,
Zaman içersinde yer değiştiresin
Diye kendisiyle bir gönül erincini,
en düpedüz anlamıyla yaratmak eylemini
Yaşarsın bir dizenin dizlerinde
Sonra uzaklaşır senden,
Gözden kaybolur
Büyümüş, çoğalmış bir şiirin derinliklerinde
Ne senledir oysa, hep senledir oysa
Gecelerin ötesi dediğin şey
Kendin için yaşadığın sinema.
Bilginin duyumdan geldiğini savunan öğreti…
Bu öğreti, zihnin bir tabula rasa (boş bir kağıt) olarak görülmesinin sonucudur. Duyumculuk bilgilerimizin usun uranı olduğunu savunan usçuluk ve doğuşumuzdan beri bizimle beraber bulunduğunu savunan doğuştancılık öğretilerine karşıt bir öğretidir. Bilginin deneyden geldiğini, savunan ampir…izm, duyumcu bir temel üzerinden yükselmiştir.
Bir odadayız milena, birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. Biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapıyı. Halbuki bu iki kişi ürkeklik olarak bu kadar benzemeseler, biri diğerine hiç aldırış etmese, açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese. Ama hayır, o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada.
Ve bu yüzden hep ikimizi üzen yanlış anlamalar oluyor…
Bir odadayız milena, birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. Biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapıyı. Halbuki bu iki kişi ürkeklik olarak bu kadar benzemeseler, biri diğerine hiç aldırış etmese, açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese. Ama hayır, o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada.Ve bu yüzden hep ikimizi üzen yanlış anlamalar oluyor…
Berkeley’de kendisinden önce yaşamış olan Locke gibi, bizim doğrudan ve araçsız olarak algıladığımız her şeyin kendi zihnimizdeki ideler olduğunu, doğuştan düşünceler bulunmadığını, tüm idelerimizin algısal deneyin sonucu olduğunu ve bilgimizin duyudeneyi yoluyla sahip olduğumuz idelerden türediğini savunmuştur. İdelerden türeyen bilginin tek bir istisnası vardır. Tinsel varlıklara ya da insanın kendi benine ilişkin bilgi.
“…Zamanın iki yüzü, iki boyutu var. Uzunluğu güneşe, genişliği tutkulara uyarlanmış.” (sf. 31)
”Zaman zaman bu dünyada bir adam kalkar
Şişinerek: “İşte buradayım!” der.
Kısa bir düş boyunca sürer zaferi,
Ölüm gelmiştir bile ve: İşte buradayım! der.” (sf. 47)
“Yeryüzünde her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır” dedi yüreği delikanlıya. “Biz yürekler, insanlar artık bu hazineleri bulmak istemedikleri için bunlardan pek ender söz ederiz. Onları küçük çocuklara anlatırız. Sonra herkesi, kendi yazgısının yoluna göndermek işini hayata bırakırız. Ne yazık ki, kendisine çizilmiş olan yolu pek az insan izliyor; oysa bu yol Kişisel Menkıbe’nin ve mutluluğun yoludur.
“Yeryüzünde her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır” dedi yüreği delikanlıya. “Biz yürekler, insanlar artık bu hazineleri bulmak istemedikleri için bunlardan pek ender söz ederiz. Onları küçük çocuklara anlatırız. Sonra herkesi, kendi yazgısının yoluna göndermek işini hayata bırakırız. Ne yazık ki, kendisine çizilmiş olan yolu pek az insan izliyor; oysa bu yol Kişisel Menkıbe’nin ve mutluluğun yoludur.





Zihin-beden ikiliği sorunu (Zihin-beden ikiciliği)
Dünyayı nasıl görüyorum ?
Gazali ve Rüyalar
Empati
Bilinenden kurtulmak