Archive for the Category »felsefe kulübü «
Epimenides paradoksu mantıktaki bir sorundur. Bu sorun Giritli filozof Knossoslu Epimenides’in ardından adlandırılmıştır. Filozof şöyle demiştir: Κρῆτες ἀεί ψεύσται, “Giritliler, her zaman yalancıdır”. Problemin bir başka sürümü de Douglas R. Hofstadter’in Gödel, Escher, Bach isimli eserinde bulunur:

Epimenides ölümsüz bir ifadede bulunmuş, bir Giritli idi; “Tüm Giritliler yalancıdır.”
“Bilinç dediğimiz şey bir araçtır. Çoğu insan günde en az sekiz saat uyur, yani hayatımızı üçte birini bilinçsiz bir şekilde geçiririz. Jung bilinçaltını üçe ayırdı. İlk olarak istenilen zamanda hatırlanan kişisel hatıralar var. İkincisi, bir zamanlar bilinen ve artık hatırlanmayan yada bastırılan çocukluk travmaları. Üçüncüsü ise toplu bilinçaltıdır.

Yeni doğan bir bebek annesinin göğsünü nasıl emeceğini bilir, ya da aç olduğunda ağlamayı. Yavru bir hayvan doğduktan bir kaç saniye sonra ilk adımını atabilir. Doğadaki tüm canlıların karmaşık fiziksel becerileri, kendileri ve dünya hakkında bildikleri vardır, ama bunun kaynağının ne olduğu belli değildir. Şimdiye kadar hiç bir biyolog bu bilgilerin nereden geldiğine bir yanıt bulamamıştır. Bir çok fizikçi ve psikolog canlıların içsel bilgilerinin bilinçli zihinde oluştuğuna inanıyor, ama bir tek kendi zihinlerinde değil. Çağdaş fiziğe göre madde zamanda ve uzayda belirli noktalar olarak değil, dalgalar olarak var olur.
“Kendi kendisinin tutsağı olan kişi, kendi yıkılışıyla öç alır.” (s.193)

“Anlamak, karşısındakiyle kendini karıştırmak, onda kendisini bulmaktır. Şiirin sırrı buradadır. Sevdiğimiz kadınla kendimizi tüketiyoruz, inandığımız fikirlerle kendimizi tüketiyoruz, bizi heyecanlandıran bir görünüm karşısında kendimizi tüketiyoruz.” (s.186)
İki gönül buluştuğunda sevgi oradadır. Ve sevgi simyasal bir olgudur; tıpkı hidrojen ve oksijen bir araya geldiğinde su gibi yeni bir şeyin yaratılması gibi. Hidrojenin olabilir, oksijenin olabilir ama eğer susamışsan bunlar hiçbir işine yaramayacak. İstediğin kadar oksijene, istediğin kadar hidrojene sahip olabilirsin ama susuzluğunu gideremezsin.

İki gönül bir araya geldiği zaman yeni bir şey yaratılır. Bu yeni şey sevgidir. Ve tıpkı su gibi, birçok hayatın susuzluğunu giderir. Birden doyarsın. Bu, sevginin görünür işaretidir; sanki her istediğini elde etmiş gibi tatmin olursun. Artık ulaşılacak bir hedef kalmamıştır; amacına ulaşmışsındır. Başka bir hedef yok, yazgını gerçekleştirdin. Tohum bir çiçeğe dönüştü, mutlak olgunluğuna erişti.
Martin Seligman’ın Öğrenilmiş İyimserlik kitabını okuyorum. Bu kitapta öğrenilmiş çaresizlik kavramının nasıl keşfedildiği, hangi deneylerle adım adım oluştuğu, kimlerin bu kavramın oluşmasında yer aldığı anlatılmış. İnsan psikolojisini önemseyen herkesin okumasını öneririm. Rahat bir dil kullanılmış, her bir kavramsal gelişme düşüncel ve sosyal bağlamı içinde bir öykü aktarırcasına anlatılmış; okuması zevkli, ufuk açıcı bir kitap.
Yakınlık başka bir boyuttur. Diğerinin senin içine girmesine izin vermektir, seni senin gördüğün gibi görmesine izin vermek; diğerinin seni senin içinden görmesine izin vermek, bir insanı varlığının en derin noktasına davet etmek. Modern dünyada yakınlık giderek kayboluyor. Sevgililer bile yakın değil. Dostluk sadece bir kelime artık, giderek kayboluyor. Neden? Çünkü paylaşacak bir şey yok. İçindeki yoksulluğu kim göstermek ister? İnsanlar rol yapma derdinde: “Ben varlıklıyım, ben oraya ulaştım, ne yaptığımı biliyorum, nereye gittiğimi biliyorum.”
’Bütün insanların göreceli algılama kalesinin kapısından çıkıp çayırlara koşarak müdahalesiz doğanın kalbine dönmesinden başka barışa giden bir yol yoktur.. yani kılıç yerine orağı bilemekten başka yol yoktur..’
“Trajedi şudur ki , insanlar temelsiz bir kibir içinde , doğayı kendi iradeleri doğrultusunda yönlendirmeye kalkışırlar.. doğal şekilleri yok edebilirler ama onları yaratamazlar.. ayrımlama , parçalanmış ve tam olmayan bir anlayış , her zaman insan bilgisinin başlangıç noktasını oluşturur.. insanlar doğanın bütününü bilmekten aciz bir şekilde , onun eksik bir modelini oluşturmaktan daha iyisini yapamazlar , sonra da kendilerini kandırarak doğal bir şey yaptıklarını düşünürler..”
“Trajedi şudur ki , insanlar temelsiz bir kibir içinde , doğayı kendi iradeleri doğrultusunda yönlendirmeye kalkışırlar.. doğal şekilleri yok edebilirler ama onları yaratamazlar.. ayrımlama , parçalanmış ve tam olmayan bir anlayış , her zaman insan bilgisinin başlangıç noktasını oluşturur.. insanlar doğanın bütününü bilmekten aciz bir şekilde , onun eksik bir modelini oluşturmaktan daha iyisini yapamazlar , sonra da kendilerini kandırarak doğal bir şey yaptıklarını düşünürler..”
İnsanoğlunun binlerce yıllık yaşam tarzı ile karşılaştırıldığında,
bugünün insanları olarak biz, çok ahlaksız bir zamanda yaşıyoruz:
Ahlakın gücü şaşılacak ölçüde zayıfladı ve ahlaklılık duygusu öylesine nazikleştirildi ve öylesine yükseltildi ki,
onu neredeyse uçup gitmiş sayabiliriz. Bundan dolayı dünyaya geç gelen bizler için ahlak oluşumunun temel bilgilerini anlamak zor oluyor,


Virginia Woolf
Hz Mevlana
Bulantı
Sevdiğinle yaşamak güzel ama hayat zordur...
Hepimiz gizliden biraz deliyiz...
Yakınlık